top of page
Kum tepecikleri

HAVAS İLMİ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  Kelime anlamı ile, Dindarlık ve doğruluğu ile, İlmiyle amil olup maneviyat mertebesinde yükselmekle makbul ve muteber olan zatlar – Zenginler sınıfı – Kur-an’i ve manevi sırlara ve hususlara vakıf bulunan, ilim, ibadet, taat ve takva yolunda yükselerek mümtaz olan Evliyaullah – Herkesin hürmet ettiği büyük zevat. (Bu anlamları kabaca yeni Türkçe’ye çevirirsek “Elit tabaka” dememiz mümkündür.

    Ayrıca, Havas-ı (Hamse-i) zahire: Zahiri beş duygu. tatmak, görmek, işitmek, koklamak, dokunup duymak. Havass-ı (Hamse-i) Batına: Kalbe bağlı beş duygu. Hiss-i müşterek: Hayal kuvveti, Müdrike: Akıl, Vehim: Vahime, Hafıza, Mutasarrıfa: Meydana getirici hayal kuvveti manalarına da gelir.

    Havas bizim için farklı bir kavramı ifade eden bir kelimedir. Bize göre Havass İslami majikal sistem olmaktadır. Bu açıdan bakınca da bir çok kişi, özde birbiri ile fazla ters düşmese de, bir çok farklı yorum getirebilmektedir. Bu yorumlara aşağıda yer yer değinebiliriz. Fakat burada çok kestirme olarak bir şey söylemek gerekirse, Havas İslami büyücülük sistem ve geleneğidir.

Her ne kadar Havas’ı, Vefkler, Remil, cifir, Hadim davetleri, Tılsımlar gibi bir sürü dala ayırsak da, ne olursa olsun bu bir büyü sistemidir.

   Havas ebced ile başlayıp cifir ile devam eden ve ismi harf ilmi olarak bilinen ledün ilmi ve hal ilmi ile birleşen ve bunların tamamının özünü kapsayan özün özü dediğimiz ilimlerdir.

Havas:
1- Harflerin Ebced ve kabala sayısal değerlerini ve anlamlarını.
2- Harflerin Burçlar hanesindeki karşılığını.
3- Allah’ın sıfatlarının sırlarını ve Dua ve esmaların mucizelerini.
4- Melek’lerle nasıl kontakt kurulacağını.
5- Cinler ve benzeri varlıkları etkileme ve emre alma yollarını.
6- Bizim kainat ve alt üst alemlere gidiş sırlarını.
7- Etkileme ve büyü ilmini.
8- Ebced İlmini.
9- Cifr İlmini.
10- Yıldızname-i İlmini.
11- Tıbbın Bulamadığı çaresiz hastalıkların tedavisini ihtiva eder.

     Havas ilmi genel kanıdaki düşüncelere rağmen sadece harflerin ve sayıların, esmaların veya ayetlerin sırlarından, hikmetlerinden faydalanılarak çeşitli etkiler elde etmek için esmanın veya ayetin kendisi ya da vefki ve bunlara bağlı harf ve sayılar ile tılsımlar kullanılarak ve bu sistem üzerine kurulmuş basit bir ilim veya ilmin metodu olmayıp daha derin bir kavramı vardır.

file_edited.jpg

VEFK NEDİR ?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

     Vefk’in sözlük anlamı uyumdur, vefkin sağdan sola, yukarıdan aşağıya veya bir köşeden diğer köşeye olan evlerindeki sayıların toplamı birbirine eşit olduğu için bu adı almıştır (Eğer harflerden ya da kelimelerde oluşmuş bir vefk ise kelimelerin ya da harflerin ebced hesabıyla toplamlarının birbirine eşit olması gerekir) dini terminolojide ise vefk, tesirli dua demektir.

Vefk bir dörtgen içinde birbirlerini dik olarak kesen doğruların arasında meydana gelen dörtgenlere, belirli zaman ve şartlarda, belli kurallar ile sayılar, sayıların değerlerinde harfler, kelimeler ya da sayıların, harflerin ve kelimelerin beraber yazılmasıyla meydana getirilen şekildir.

 

Nasıl Yapılır

Vefk; bir dörtgen içine birbirlerini kesen doğruların arasında meydana gelen dörtgenlere, belirli bir zamanda ve belirli şartlarla belli kurallara göre ve sayılar, harfler ve kelimelerin yazılmasıyla meydana gelen şekildir.

 

Vefkler kaç çeşittir?

Verfkler her sırasında bulunan kare sayısına ya da özelliklerine göre isimlendirilir. Örneğin bir sırasında 3 kare varsa üçlü, 4 kare varsa dörtlü, 10 kare varsa onlu vefk, bulunduğu gruba göre, toprak, hava, ateş ve su vefki, bağlı bulunduğu gezegene göre, güneş vefki, ay vefki olarak isimlendirilir. Vefklerin bunlardan başka daha bir çok çeşidi de bulunur.

 

Vefklerde kullanılan sayılar ve kelimeler hangi dile aittir?

İslami inanca göre bizim yaptığımız Vefklerde kullanılan harfler , sayılar Arapça ve Eski İbranicedir.

YILDIZNAME

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

    Kişinin doğum tarihi saati ismi vb. kişisel bilgileri kullanılarak bakılır. Doğumdan ölüme dek başından geçecek önemli olaylar belirtilir.

Asla bir falla karıştırılmamalıdır. Faldan çok daha kesin ve gerçekçi bilgiler elde edilir. Malesef yıldızname bakıyorum demekle yıldızname bakılamaz. Herkes ben yıldızname bakıyorum diyebilir ama uğraş ve emek gerektiren iştir. Ciddiye alınarak bakılmalıdır. Önemli bir iştir fal gibi eğlence amaçlı değildir. Kişi için önemli olan veya olabilecek şeyler hayati değer taşıyan olaylar yıldıznamede ortaya çıkarılır ve çözümü için uğraşılır.

Özellikle de Osmanlı döneminde çok yaygındır. En parlak dönemini Osmanlı döneminde geçirmiştir yani kökeni eskilere dayanır. İslam felsefesinde de canlılık göstermiştir. Günümüzde de değeri büyüktür. Mühim olan gerçek yıldızname bakıcısını bulmaktır.

Günümüzde faldan pek ayırt edilemese de faldan ayrılan diğer bir özelliği de araçsız bakılabilmesidir. Herhangi bir fal kartı kahve su vb. şeylere ihtiyaç duyulmaz.bu nedenle uzaktan da bakılır.

Hastalıkların çözüm yöntemlerinin bulunması yıldız name ile mümkündür. Ancak yanlış anlaşılmasın yıldız name tedavi yöntemi değildir. Sadece çözüm yöntemi bulunması için araçtır. Bu hastalık tıbbi ve ruhsal olabilir. Ruhsal hastalıktan kasıt nazar cin çarpması kısmet kapalılığı büyüye uğrama v.b…. Yıldız name bu konularda yol gösterici olabilir.
asıl bakılacağına gelince kişinin ana ismi ile kendi ismi aşağıdaki tabloya bakarak toplanır ve 12 ye bölünür.

Baki kaç kalırsa o numaralı burca bakılır.

A=1 E=5 I=10 M=4 R=8 Ü=7
B=2 F=8 İ=10 N=2 S=0 V=6
C=3 G=8 J=3 O=7 Ş=0 Y=10
Ç=3 Ğ=4 K=4 Ö=7 T=4 Z=7
D=4 H=8 L=6 P=2 U=7

1 Kalırsa KOÇ
2 Kalırsa BOĞA
3 Kalırsa İKİZLER
4 Kalırsa YENGEÇ
5 Kalırsa ASLAN
6 Kalırsa BAŞAK
7 Kalırsa TERAZİ
8 Kalırsa AKREP
9 Kalırsa YAY
10 Kalırsa OĞLAK
11 Kalırsa KOVA
12 Kalırsa BALIK

file.jpg.png
havas ilmi
Vefk
yıldızname

REMİL

   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

     İlm-i remil peygamberlerden Danyal (AS) a verilmiş bir mucizedir. Remilde 16 değişik şekil vardır.Bu şekiller 32 hat ve 32 noktadan meydana gelmiştir.Her hat iki noktaya denk gelmektedirki 32 hattan 64 nokta çıkar.Remilin 32 noktasını da bunlara ilave edince yekun 96 olurki ebced le hesap edilmiş olan Danyal(AS) ın ismine denk gelir.Remil ilmi halka Danyal (AS) tarafından öğretilmiştir.Bu itibarla bu ilme çalışıp öğrenebilenlere bazı hususlarda müşkillerini halletme imkanı verilir. Bugün dünyada harikalar meydana getiren bilgisayarların esası da hat ve noktalarla yapılmış 16 şeklin muhtelif sentezlerinden meydana getirilen bağlarla düzenlenmektedir.16×16=256 ederki Cenabı Hakkın Nur ismine denk gelmektedir.

    NUR isminin anlamı: İstediği kişilere ve gönüllere maddi ve manevi yönden ilim ve irfan dağıtan demektir. Mahsusatı yani elle tutulan şeyleri görebilmek için ışık, makulatı yani zevken bilinen şeyleri idrak edebilmek için de irfan nurunu devamlı surette ihsan ve inayet buyuran ve bütün varlığı kavrayan Zat-ı İlahinin bir tecelli ve zuhuru nurudur. 

   Remilin başlangıç ve kökü hakkında kısaca bilgi verebildiim kanısındayım.Şimdi Remil in nasıl atılacağını şekillerini, işaret etikleri manaları kısaca yazarak siz değerli ziyaretçilerimizi elden geldiği kadar aydınlatmaya çalışacağım. Remil atmakta bir çok usuller vardır. Remil Arapça kum demektir. Çok eski zamanlarda kağıt henüz yaygın olarak kullanılır olmadığından atılan remiller kum üzerine yazıldığı için ismi ilmi remil kalmıştır. Kağıdın icadından sonra atılan remiller aynı sistemle kum yerine kağıt üzerinde yapılmaya başlanmıştır.Remil atmada kolaylık olmak üzere bazı memleketlerde zar kullanılmıştır.Şöyleki remil attırmak isteyen kimselere 16 kere zar attırlılarak gelen zarın tek veya çift oluşuna göre (tek sayılar için nokta ve çift sayılar için çizgi) remil tablosu düzenlenerek sonradan yoruma geçilirdi.     

   Bundan başka yine bazı yerlerde kolaylık olması bakımından 16 remil şeklinin her birinden 4 er adet küçük kağıt parçalarına yazılıp bükülerek bir torbaya konur ve remil attırmak isteyen kimseye niyet ettirildikten sonra torbadan kağıtlar birer birer çektirilerek remil tablosu düzenlenir ve yoruma geçilirdi.

Montbretia-Lucifer-flower.jpg

RUKYE

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Rukye okuyup üflemedir. Sihir karışmayan, yani şer ve şeytanlık için olmayıp da ondan korunmak ve bir hastalık veya âfete Allah’tan şifa niyazı için kendine veya diğerine hulûs-i kalp ve salih niyet ile bir duâ veya âyet okuyup üflemek kabilinden olan nefesler caizdir. Çünkü bunda kimseye zarar vermek veya sapıtmak veya Allah’tan başkasına sığınma ve iltica mânâsı yoktur. Resulullah’ın kendisine ve diğerlerine bu şekilde okuyup üflediği ve böyle hayır için rukye (üfleme)’ye müsaade ettiği sabit ve bu sebeple gerek ruhanî ve gerek cismanî nice hastaların şifa bulduğu da vâki olmuş ve görülmüştür.

Bununla beraber mutlaka okuyup üfleme ile koruma ve yardım isteme, yani okumakla tedavi caiz olup olmayacağı hakkında da ihtilaf edilmiştir: Şüphe yok ki herkesin Allah’a sığınarak kendisi ve diğerleri için duâ etmesi, okuması, sadece meşrû değil, dince emredilmiştir. Lâkin bunun tedâvi için kendine okutmak denilen mânâ ile rukye denilen tarzda yapılmasında, Razî’nin beyan ettiği üzere ihtilaf edilmiştir. Bazıları rukyeyi, yani okuma ile tedâviyi yasaklamışlardır. Bunlar, şu hadis ile istidlâl etmişlerdir.

“Allah’ın birtakım kulları vardır ki, kendilerine ne keyy (yarayı dağlama), ne de rukye (okuyarak tedavi) yaptırmazlar, yani dağlanmazlar ve başkalarının nefesiyle tedavi istemezler ve ancak Rab’lerine tevekkül ederler.”

Her şeyin bir devası (ilâcı) vardır.” hadisi gereğince rûhî hastalıklara rûhânî, cismanî hastalıklara cismanî sebeplerle tedavi meşrû olduğu gibi, karışık olanlara da karışık tedâvi elbette meşrû olur. Şu şart ile ki, tesir, sebeplerden değil, Allah’tan bilinmeli ve hepsinde de entrikadan, sihirbazlıktan, şarlatanlıktan, aldatma ve zarar vermeden sakınılmalıdır. Bu cihetle bedenî hastalıkların tedâvisinde bile gerek doktorun ve gerek hastanın ahlâk ve inanç itibarıyla ruh hallerinin dahi özel önemi bulunduğundan, ruhanî kıymet, iyi niyet ve itikat selameti hepsinin başında gelir. Yoksa tıp ilmi adına yapılan zararlar, afsunculuk, üfürükçülük adıyla yapılan zararlardan az değildir. Özellikle bunları Allah için insanlara hizmet ve menfaatten çok, sırf mal kazancı için vasıta yapan ve çok fazla ücretler almak üzere alış veriş akidleri yapmadan bir nefes sarfetmek bile istemeyen doktor taslaklarının, şarlatanların zararları, hiçbir zaman cinciliği, üfürükçülüğü sanat edinenlerden aşağı kalmamıştır. Böylelerinin de de dahil afsunculardan sayılması gerekir. Hatta yalnız tıp ilminde deği, her meslek ve sanatta hak ve hayır fikrinden ayrılarak insan aldatmak, şer saçmak için nefes sarfedenlerin hepsi de bu mânâda dahil olan, şerlerinden sığınılması gereken üfürükçülerin nefeslerinden olduğunun da unutulmaması gerekir. Bunların böyle olması ise karşılığında sırf hak ve hayır için ciddiyet ve doğrulukla Allah yolunda nefes sarfedenlerin varlıklarını ve kıymetlerini inkâra sebep teşkil etmez. Bundan dolayı, halis niyet ve temiz nefeslerle Allah’a sığınarak, Allah’tan şifa niyaz ederek okuyup üflemeyi de mutlaka sihirbazlık gibi kabul etmek doğru olmaz.

Sihir şâibesi olmamak üzere ruhî ve bedenî kurtuluş için tesirli dualarla rukye (okuyup üflemek) caiz olmakla beraber, istirkâ yani kendini başkasına okutmak, okuyup üfleme talep etmek, Allah’a sığınmak ve dua etmek için başkasının aracılığını dilemek mânâsını içine almış olması itibarıyla dinen hoş görülmüş değildir. O yukarıda zikrolunan hadisler gereğince Allah’ın hesapsız ve azapsız cennete girecek has kulları ondan sakınırlar. Bundan dolayı Hanefî fıkhında bu mesele şu şekilde yazılmıştır: Şifa veren ancak Allah Teâlâ olduğuna ve şifaya onu sebep kıldığına itikat ettiği takdirde tedavi ile meşgul olmakta bir sakınca yoktur. Amma şifa veren ilaçtır diye inanırsa değil.

file_edited.jpg

NAZAR - İSA BETÜL - AYN

    Sözlükte bakma, bakış, göz atma, fikir, düşünme, dikkat, teveccüh gibi manalara gelen, Arapça’da İsa¬bet-i Ayn, Parapsychology (Parapskoloji) biliminde de Psychokinesis (Psikokinezi) adı verilen nazar, terim olarak, bazı insanların cisimlere ve varlıklara bakmak suretiyle maddi ve manevi tesir meydana getirmesi halini ifade etmektedir. ‘

 Parapsikoloji dilinde “Psikokinezi” denilen nazar, yani göz değmesi bir çeşit büyülemedir. Baktığımız kişilerden veya eşyalardan çok defa gözlerimizi alamadığımız olur. Gözler ruhi fonksiyonları ve beyin gücünü en rahat ve en tesirli şekilde kullanabildiğimiz organlarımızdır. Bilim adamlarının da tespit ettikleri gibi, göz yoluyla bir çeşit hipnoz olayı gerçekleşmektedir. Yılan, fareyi, kuşu veya diğer avlarını böyle yakalar. Gözlerinden gönderdiği zehirli şualar yoluyla avının beyin fonksiyonlarını bozmakta ve talihsiz av, bir anlık göz göze gelmenin bedelini hayatiyle ödemektedir.

    İşte aynen insanlar için de geçerli olan bu husus, göz yoluyla karşı tarafa zarar verebilmektedir. Bir kısım gözlerin nazar konusunda daha etkili olması da saydamlığının fazla olması ile ilgili olsa gerektir. İnsan özellikle kıskançlıkla ve kötü niyetle, yani kem gözle bir şeye baktığı zaman daha çabuk zarar verebilir. Bu yüzden kişinin beğendiği bir şeye ısrarla bakması halinde ona, “Allah dilemezse hiçbir şey olmaz” anlamına gelen “Maşaallah” veya “Allah’ın bereketi üzerine olsun anlamına gelen “Barekallah” demesi tavsiye edilmiştir.

Esasında Nazar bir çok dini kitaplarda,değişik tarzlarda ifade edilen bir negatif enerjidir. Nazarı iki türlü incelemek gerekir:

Birincisi: İnsanın kendi kendine veya çocuğu gibi çok yakınına hiç bir kötü amaç taşımadan ürettiği negatif enerji şeklidir. Beyinde sürekli kodlanan bir kelime mevcuttur:

    Yukarıda izah ettiğimiz gibi, Maşallah kelimesi söylendiği anda nazar değmeyeceğine beyin şartlandırılırsa veya başka bir deyimle kodlanırsa , beyin bu kelime söylendiğinde negatif enerji üretimini yapmamaktadır. Ama o Maşallah kelimesi söylenmediği anda negatif enerji üretmeye başlıyor.

 Burada şunu belirtmeden geçemeyeceğiz; nazara kesinlikle inanmayan insanlarda bu enerji üretim tarzı harekete geçmeyecektir. Dolayısıyla böyle insanlara nazar değme olasılığı çok zayıf olacaktır.

  İkincisi: İnsanın bir başkasına nazar etmesi. Beyin kıskançlık duygusu ile hareket ettiğinde yine negatif enerji üretimine yol açar. Bazı insanlarda bu türde kıskançlık duygusu çok yüksek olduğundan o insanların nazarı daha çok değer. Daha doğrusu yaydıkları negatif enerji çok yoğun olur. Bir hayli maddi veya manevi zarar verebilirler. İnsan beyni negatif veya pozitif enerjiyi sadece %50 kadar üretir.

    Göz değmesi hakkında rivayet edilen hadisler, bunun hak ve gerçek olduğunu açıklığa kavuşturmakta ve nazara karşı yapılması gereken hususları da ortaya koymaktadır. Yani nazar, bazılarının zannettiği gibi “Batıl” bir inanç değil, hak ve gerçektir. Buhari, Müslim ve Ebu Davud’un İbn Abbas’tan rivayet ettikleri bir hadisi şerifte Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:

“Göz değmesi haktır. Eğer kaderi (delip) geçecek bir şey olsaydı, bu, göz değmesi olurdu.” (1) Hz. Aişe (r.a)’den rivayet edilen bir hadiste de Hz. Peygamber (s.a.v)’in, “(Göz değmesinden) Allah’a sığının. Zira göz değmesi haktır.” buyurduğu nakledilmektedir.

Yine Sahiheyn ve Ebu Davud’da Ebu Hüreyre (r.a)’tan: “Rasulullah (s.a.v)’in: “Göz değmesi haktır” dediği rivayet edilmiştir.”(2)

    “Nazardan ve hummadan başka şeyde okuma yoktur” hadis-i şerifine dayanarak Kur’an-ı Kerim okumak ve dua etmek tavsiye edilmiştir. Bu sebeple Salih bir mü’minin nazar ve göz değmesine karşı Ayete’l Kürsi, Fatiha, İhlas, Felak, Nas, Kalem sûresinin 51. ve 52. ayetleri, ezan ve Kur’an’dan bildiği herhangi bir ayet ve sûreyi okuması veya temiz nefes sahibi kişilerin dili ile okunması Resulullah’ın müsaade ettiği okuma ile tedavi şeklidir.

    Nazar Arapça bir kelime olup dilimize yerleşmiştir. Türkçe manası Kötü Göz demektir.

    Nazar kelimesinin insan, hayvan ya da eşyaya zarar veren Kötü Bakış manasında kulanılması halk arasında çok yaygındır. Esasen bu kelime birde Allah dostlarının, müritlerinin kalbine yönelerek onlarının manen olgunlaşmalarını sağlayan bakışları anlamında da kullanılır.

   Nazar bilimsel olarak ta kanıtlanmış; İnsan bünyesinden yayılan zararlı ışınların beyin gücüyle beraber belli bir yere odaklanması sonucu, canlı veya cansız nesneleri olumsuz yönde etkilediği klinik deneylerle konunun uzmanları tarafından açıklanmıştır.

     Nazar değdiren kimsenin nefsi kötü bir keyfiyet kazanınca gözünden çıkan zehirli bir kuvvet baktığı kimseye ulaşır ve ona zarar verir.

 Bunun gibi bir hal yılanlarda görülmektedir. Bazı yılanlar, bakışları ile avlarını etkisiz hale getirebilmekte ve sonra yakalamaktadırlar.

 Nazar, nazarcının nefsinden çıkan kıskanılana atılmış bir oktur. Eğer hedef korumasız (nazarlık, vefk, muska,tılsım vs.) bir durumda ise ok isabet eder.

   Bazı kişilerde bu güç öylesine yoğundur ki gittikleri yada gördükleri yere bir karabasan gibi çökerler. Uğursuzluk bu kişilerde doğuştan vardır. Bazı kişiler ise isteseler bile kötü gözle bakamazlar. Ayrıca yine kimi kişiler nazara meyilli olduklarından çok kalay etkilenirler.

    Nazar değen bir kişi aniden halsizleşir, durduk yerde rahatsızlanır, neyin var denildiğinde de kendiside rahatsızlığının ne olduğunu pek çözemez. Hatta zaman ilerledikçe yatağa düşer yataktan kalkamaz hale gelir.

   Göz değmesi olayı ruhi ve nefsi bir hadisedir. Nitekim Kur’an’da nazar için okunması tavsiye edilen ayette Mekke kâfirlerinin Kur’an-ı işittikleri zaman kinlerinden ve çekememezliklerinden dolayı ellerinden gelse Peygamber Efendimizi aç ve kem gözlerinin kötülükleri ile devireceklerinden bahsedilmektedir.

    Kin ve öfke insan vücudunda bir tesir bıraktığına göre, bakışların da karşılarındakine iyi veya kötü bir etkisi olacaktır. Kimi bakışlar elektrik veya lazer ışınları gibi dokunur, çarpar, mıknatıslar, manyetize eder. Bazı bakışlar tutkun olur, diğer bir kısmı da kıskançlığından dolayı kin ve öfkeyle türlü türlü suikastlara ve tuzaklara kalkışarak muhatabına maddi ve manevi zararlar vermek suretiyle hedefine ulaşır ki, isabet-i ayn, göz değmesi veya nazar dediğimiz olay gerçekleşir.

    Nasıllığı ve niceliği ne olursa olsun göz değmesi vardır. Çünkü Resul Ekrem (sav)’in “Göz değmesi gerçektir” diye buyurduğu bilinmektedir.

remil
rukye
Nazar-İsa Betul ayn

MUSKA NEDİR ?

file.jpg.png

 
    İçerisinde bulunan bu yazılar hürmetine Allah Teala hazretleri cinlerin yaklaşmasına izin vermemektedir. Yapılacak olan büyünün durumuna göre belirli saatlerde, ve belirli olan şeylerin yazılması icap eder, tabii herkesin yazdığı muska aynı özelliği göstermeyebilir. (muskanın yazıldığı saat, yazılan içeriği ve yazan kimse önemlidir.) Bazı kişilerin yazdığı muskalar çok daha etkilidir.
Muskanın yazıldığı mürekkebinde çeşidi de gayet önemlidir. İyilik muskası için yani büyü bozmak nazardan korunmak hamili (Halk dilinde Hamayli de denir) muskası vb. İçin misk-ü amber ve safran mürekkebi ile yazılması veya gül suyunda eritilmiş safran ile yazılması gereklidir.
  Kötülük için yani büyü için yapılmış olanlarını da özel olarak hazırlanmış terkip ile yapılabildiği gibi normal mürekkepli siyah /mavi renkli mürekkepte kullanılabilir. Ama safran mürekkebi kullanılamaz çünkü büyü tutmaz.
    Muska Müslümanlıkta yaygın olmakla beraber eski dinlerde de vardı. Muska bilindiği gibi şifalı ayetlerin, bazı rumuz ve şifrelerin usulünce düzenlenmesidir. Buda demektir ki her eli kalem tutan muska yazamaz yada yazsa da amacına ulaşamaz.
  Kuran-ı kerimde, mevcut bulunan ayetlerden yararlanılarak, insanların manevi rahatsızlıklardan kurtulup şifa bulması, kimi zaman istenilenin yaptırılmasını sağlamak, insana zarar vermek (büyü gibi)için üçgen veya rulo şeklinde katlanıp, yedi kat muşambaya, deriye, bal mumuna sarılarak boyuna, kola, bele yada bir yere asarak, konularak uygulanan yazılardır.
   Muska yazımında önemli olan, yazan kişinin niyetidir. Kişinin iman gücü, ve yazmak için almış olduğu yetki, önemli bir rol oynar. Muskanın yazımında gün, ay, güneşin konumu gibi bir takım önemli hususlar vardır.
  İlk muskaya örnek olarak, İki cihan güneşi peygamberimiz Hz.Muhammet (S.A.V.) in önerdiği cevşen’i göstermek mümkündür. Burada kişiyi koruma amacı ele alınmış olup, takan kimsenin düşmanlarına karşı galip geleceği belirtilmiştir.
   Muska artık günümüzde genelde kötü niyetli işlerde kullanılmaktadır. Bunun nedeni olarak yazan kimselerin, yazım için gerekli olan şartları yerine getirmeden, daha önceden yazdığı yazıları çoğaltarak,insanlara vermesi, çıkar amaçları doğrultusunda kullanmaya başlanılmasıdır.
  Oysaki bir muska, yazılmadan önce kişinin isteklerinin doğruluğu emin olunup,daha sonra yazılmaya başlaması gerekmektedir. Yanlış bir bilgi sonucu yazılacak bir muska belkide kişinin geleceğini tamamen etkileyip farkında olmadan, yazan ve de yazdırılana zarar vermesi mümkündür.

   Kötü emeller için yazılan bir yazıda durum çok daha farklılık taşır.

Bir muska yazıldığında taşıyan kişiye rahatsızlık vermesi durumunda sirke ile yıkayıp yada kaynatılmış fasulye suyuyla yıkanıp , akar bir suya atılmalıdır. Unutulmamalıdır ki, yakmak, çöpe atmak gibi durumlar yanlıştır.

    Yazılan bir muskanın etkisi bir, dört, yedi yıl gibi zaman sürmesi muhtemeldir.

Bazı hocaların özellikle cinci hocaların garip yazılar yazarak , bunları cinlerin yazdığı gibi komik bir durumu size söyleyebilirler , bu gibi durumlar yanlışlık tanda ötedir.

    Şimdiye kadarki edindiğim bilgilerden yola çıkarak, yorumum şu ki; şimdiye bir çok rahatsızlıklara Tıp’bın psikolojik olarak isimlendirdiği vücutta çeşitli ağrılar, kişilerin agresif ve tutarsız davranışlar gibi olaylara muskaların fayda ettiğini gördüm.

   Kuran-ı Kerim’deki ayet-i celîlelerin ve esmai hüsna-yı ilâhiyyenin gizli sır ve hikmetlerinden yararlanılarak;

  • Hastalıkların şifa bulması

  • Büyü bozmak

  • İnsanların celbi

  • Ticaret celbi

  • Zayilerin bulunması

  • Nazar dan korunma

  • Cinleri davet

  • Cinlerden korunma

  • Ruhlarla müşahede

  • İnsanlardan korunma

Gibi konularda ve veya daha birçok konularda muskalar düzenlenir ve uygulanabilir.

  Ve burada sayılamayacak kadar çok konu ve rahatsızlığa çare bulunmaktadır. Çok eskiden hemen her hastalıkla ilgilenen cinci hocalar tıbbın ilerlemesiyle nesilleri tükenir oldular. (Şarlatanları saymazsanız) Bende önce TIP diyorum. Ancak görünen köy kılavuz istemez. Manevi ve ruhsal rahatsızlıklar Tıppın çaresiz kaldığı durumlardır. Birçoğunuz şahit olmuşsunuzdur. Doktora giden hastaya bir şeyiniz yok denildiği halde şikayetlerinin devam ettiğine, Evli çiftlerin sağlıklı oldukları halde çocuklarının olmadığına, bazı gün yada gecelerin size uğursuz geldiğine, sebepsiz korkulara, gereksiz hırçınlıklara, uykuda konuşmaya, Kabuslara, vs.TIPpın cevap vermesi olanaksızdır.

  Muska; bünyesinde barındırdığı manyetik enerji tükenmesi ile birlikte geçerliliğini kaybeder. Vefk ise evrensel enerjiyi emerek astrol dubleye aktardığı için kainat var olduğu müddetçe işlevini devam ettirir.

KARABASAN NEDİR?

   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   Halk arasında Karabasan yada Al Karısı şeklinde isimlendirilen olay cin yada cinlerin eseridir. Genelde uyku ile uyanıklık arası bir durumda olur.

    İslam dinine göre ‘karabasan’ yada halk dilinde olduğu gibi ‘ağır basma’ diye adlandırılan bu olay cinlere bağlanır.        Beşer (İnsan) soyu dışında en açık şekilde Kuran-ı Kerim’de tarifi yapılan bir diğer canlı da cinlerdir. Bir tür ateşten yaratıldığı ve insan gibi kendi amelinden sorumlu olduğu bilinir.

   Genelde uyku ile uyanıklık arası bir durumda olur. Çoğunlukla uykudan uyandığınızı sanırsınız. Ancak aslında uyku hali devam eder. Bu arada bir çeşit halüsinasyon görürsünüz . Herkes de ayrı bir senaryo söz konusudur.

Uyandığınız yada uyandığınızı sandığınız halde yataktan kalkamamanız, bir güç tarafından hareketlerinizin engellenmesi , kıpırdayamamanız ya da konuşamamanız , bağırmaya çalıştığınız halde sesinizin tüm çabalamalarınıza rağmen çıkmaması , bu sure zarfında çeşitli sesler ve halüsinasyonlar görmeniz yani , halk arasında Karabasan diye tabir edilen olayları yaşayan bir çok insan vardır. Bu konuda yaşadıklarınızı bana yazabilirsiniz.

  Her derdin devası olduğu gibi bu sorununda bir çaresi var. Dilerseniz size yardımcı olabilirim…

CİN VE PERİ

   

   Kuran-ı Kerim’de bildirildiği gibi cinler dumansız ateşten yaratılmıştır. Diğer bir deyişle bir enerji birikimidir. Yani şöyle tanımlayabiliriz.

Cinler hacmi ve kütlesi olmayan, bu alemde bir başka boyutta bulunan (yaşayan) varlıklardır.

    ‘BEN O CİNLERİ DE İNSANLARI DA ANCAK BANA KULLUK ETSİNLER DİYE YARATTIM.’ (Zâriyet surêsi ayêt: 56) Diyor ayeti-i Kerimin mealinde.

    Bu arada cinlerin ilk atasının CANN isminde bir varlık olduğunu yine Kuran dan öğreniyoruz. ’CANN’IDA YALIN BİR ATEŞTEN YARATTI’ (Rahman suresi ayet: 15)ine Kuran’ın bir çok Ayetinde Cinlerin; Ateş halinde bulunan dünyanın içine, merkezine kadar inmek, göklerde ışık hızında gezinmek ve benzeri işler yapabilmek için zorlanmadıkları anlatılıyor. Ama Dünya ve çevresinden ayrılamadıklarını da Kurandan öğreniyoruz.

  Allah’ın cinleri yarattığını hepimiz biliyoruz. Bizlerin onlardan üstün olduğumuzu da biliyoruz.

    Genelde insanları bilinç altına girerek etkilerler. Cinlerin daha önceki bölümlerde de bahsettiğimiz gibi mantıkları yoktur. Değerlendirme yapamazlar. Sadece verilen görevleri yaparlar. İnsanlar gibi üstün duygu hisleri yoktur. Akıllarını tam olarak kullanamazlar .En iyi özellikleri çok hızlı hareket etme kabiliyetleri ve istedikleri insan ve nesnenin şekline girebilmeleridir.

   Onlarda insanlar gibi , yemek yerler, içerler , sarhoşu, uyuşturucu bağımlılıkları olanları , spor yapanları vardır.Nasıl insanlar yaşıyorsa, onlarında aynı şekilde yaşamlarını sürdürmeleri mümkündür.

   İyileri korkutmamak için insanlara pek fazla gözükmezler. Kötüleri de bir büyü sonucu yada onlara zarar verecek bir harekette korkutmak için size gözükebilirler. Bir yerlerden ses gelmesi, gece yatarken kapı çalması, ışıkların yanıp sönmesi, çeşmeden su akma sesinin gelmesi gibi buna benzer tepkiler gösterebilirler.

    Sonuç olarak insanları öldürmek gibi bir hareket içinde olamazlar. Allah onlara bu izni vermemiştir.

  Cinlerin daha üst kademelerine hüddam, ifrit gibi değişik isimlerde rütbeleri vardır. Bir bina yüksekliğinde daha büyüğü , kanatlısı, çift başlısı, yılan kafalısı gibi değişik şekillerde görmek mümkündür.

    Cinler hacmi ve kütlesi olmayan, bu alemde bir başka boyutta bulunan (yaşayan) varlıklardır. Halk dilinde Cin erkek Peri de kadın olarak düşünülür. Gerçekte de durum farklı değildir. Cinler de erkekli dişili bir yaşam sürerler; doğarlar, yaşarlar, ürerler ve ölürler. İnançları ve idealleri vardır.

  “CİN” adı geçtiği zaman, genelde hepimizin içine düştüğü büyük bir yanılgı vardır!.. Hemen aklımıza, kısa boylu, ayakları ters, kulakları uzunca, göz bebekleri dikine, seri hareket edebilen, her kılıkta görünebilen varlıklar gelir… Ya da beyninde belirli bozuklukları olan kişilerin görmüş olduğu halusünasyonlar.

    Kuran-ı Kerim’de bildirildiği gibi cinler dumansız ateşten yaratılmıştır. Diğer bir deyişle bir enerji birikimidir. Yani şöyle tanımlayabiliriz. Cinler hacmi ve kütlesi olmayan, bu alemde bir başka boyutta bulunan (yaşayan) varlıklardır.

   Bu arada cinlerin ilk atasının CANN isminde bir varlık olduğunu yine Kuran dan öğreniyoruz. ’CANN IDA YALIN BİR ATEŞTEN YARATTI’ (Rahman suresi ayet: 15)

Yine Kuran’ın bir çok Ayetinde Cinlerin; Ateş halinde bulunan dünyanın içine, merkezine kadar inmek, göklerde ışık hızında gezinmek ve benzeri işler yapabilmek için zorlanmadıkları anlatılıyor. Ama Dünya ve çevresinden ayrılamadıklarını da Kurandan öğreniyoruz.

  Allah’ın cinleri yarattığını hepimiz biliyoruz. Bizlerin onlardan üstün olduğumuzu da biliyoruz.

  Onlar da dünyadadırlar. Bizim bu dünyayı kullandığımız gibi onlar da bu dünyayı kullanırlar. Genelde düşünce yapıları ve inanışlarına göre yaşamları vardır. Gruplar halinde yaşarlar, kabileleri vardır. Kimi zaman onlarla bilmeden iç içe yaşarız, eski zamandan günümüze gelen bir çok tabir, bunlarla iç içe yaşamamızdan kaynaklanmaktadır.

    Mesela ; karanlıkta yada yağmurlu bir havada destursuz yere basmamak, gece tırnak kesmemek, ıslık çalmamak, gibi.

Onlarında değişik yapıda olanları vardır. Kimileri evlerin banyolarında, samanlıklarda, helalarda, pisliğin içinde yaşayanlarla, odalarda, salonda, temiz yerlerde yaşayanlar da vardır.

    Kendilerine ait şehirleri vardır. Köyleri vardır. Kısacası yaşantıları insanlarla benzerlik arz eder.

İnsanlara zarar vermeleri bir büyü sonucunda olur demiştik. O zaman bu durumda gösterecekleri etki yapılan büyünün durumuna bağlıdır. Müslüman bir cin, insana zarar vermez. Hayır işlerinde kullanılırlar, görev alırlar, zararsızlardır. Kendilerine zarar verildiğinde, rüyalarda neden zarar verildiğine dair hatırlatmalar yaparlar vede sizi korkutmadan olayı anlatmaya çalışırlar. Eğer anlamadığınız taktirde, en son yol olarak korkutarak anlatmaya başlarlar. Nedeni de, burada sizlerin ihmalciliğinizden kaynaklanmaktadır. Zamanında yapılan uyarıları dikkate almayıp yaparız gibi niyetlerde bulunmanızdan dolayıdır.

    Evet bu bedensiz varlıklar gerçekte vardır. Onlarla bizim aramızda bir enerji yoğunluğu farklılığı vardır, bu yüzden onları göremeyiz fakat onlar bizleri görebilirler. Hareket kabiliyetleri çok fazladır, istedikleri şekilde bazı insanlara gözükebilirler ;onlar da bizim gibi inaçları olan (Müslüman, Hıristiyan, şeytana ve ateşe tapan vs. )kabileler guruplar şeklinde yaşarlar. Yerler, içerler, ibadet ederler. İnançsızları, alkolikleri, cinsel sapıklıkları olanlar vardır; düşünün ki insanın emrinde olan her şeyden onlarda nasibini almaktadır. İnsan olarak onlardan farkımız üstünlüğümüz irademizdir, mantığımızdır: burası çok önemli dikkat edilmesi lazım iradeye. Genelde insanları bilinç altına girerek etkilerler.

    Kötü cinler ağaç altlarını, çöp kutularını, pisliğin olduğu yerleri, eğlence mekanlarını çok severler. Eskilerin dediği gibi destursuz geçmeyin, gece tırnak kesmeyin gibi bazı kelimeleri mutlaka duymuşunuzdur, bunlar birer anlama işaret eder genelde karanlık yerlerde gezerken yere tükürmemeye ve de elinizdeki çöpü yerlere atmamanızda fayda vardır.

   Cinlerde kabileler vardır 3 kabile ye mensup 7 kabileye mensup diye her kabile bir farklı görevi vardır en kötüleri ise şeytana tapanlardır amaçları devamlı suretle kötülük.

    Bazı insanlara musallat olurlar onların başka karşı bir cinsle evlenmelerine izin vermezler kendileriyle cinsel ilişkiye zorlarlar zarar vermek isterlerse verebilirler fakat bunların şartları vardır .

    Bazı zamanlar insanların rüya aleminde korkuturlar karabasanı buna bir örnek vermemiz mümkündür.Tekil olarak en tehlikeli bazı insanlarında gördüğü yedi cücelere benziyen şekilde olanlar genelde uçan cinsi olup evlerde perde kenarlarında gözükürler , hayvan şeklinde yılan olarak gözükenler de tehlikeli olanlara örnek verebiliriz.

    Özetle Cinlerin kalbi, gözü, kulağı, aklı, zekası, vardır. Kendilerinden gayrıya gizliler, ama birlikte yaşıyorlar. Nefisleri vardır, İsimleri vardır, beslenirler ve çok uzun yaşasalarda onlarda ölüyorlar diyebiliriz.

   Cinlerin yaradılışı insanlardan öncedir. Bildiğimiz Şeytan lanetlenmeden önce cinlerin ileri gelenlerinden biriydi. Allah-ı Teala’nın emrine karşı gelen Şeytan sonsuza dek lanetlendi.

    Şimdi diyeceksiniz ki madem bir başka boyut söz konusu cinler insanlara nasıl zarar verebiliyorlar? Evet haklısınız. Ancak bazı durumlarda bu boyutların kapısı açılıyor.

Aşırı korku

Aşırı sevinç

Cin ve Ruh daveti yapmak

Mistizmi yanlış kullanmak

Başkalarının size büyü yapmalarıyla

    Bu ve bunun gibi durumlarda cinler yaşantımızı alt üst edebiliyorlar. Cinlerin verdiği zararlardan kurtulmak ve korunmak elbette mümkündür. Ancak yinede bilinçsiz yapılan korunma yarar yerine zarar verebilir.

    Halk dilinde sara denilen hastalık, uyur gezerlik, zamanlı zamansız bayılmalar, Uykuda kabus görmek, sıçramak ve konuşmak, Yel de denilen vücutta gezen ağrılar, Sebepsiz asabiyet, hırçınlık, Ve daha birçok rahatsızlıklar, Tıbbın çaresiz kaldığı bütün hastalıklar cinlerin eseridir.

     Musallat durumundan şüphelenmeniz ya da bilmeniz durumunda bu durumlardan kurtulmak için bizi arayabilirsiniz.

Muska Nedir
Karabasan Nedir
cin ve peri nedir

TILSIM

     

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

     Esrarlı bir kuvvet taşıdığına, tabiatüstü gücü bulunduğuna, birtakım sırlar sakladığına inanılan şey. Tılsım karşılığında dilimizde sihir, büyü, efsun kelimeleri kullanılmaktadır.

Tılsım, insanları koruduğuna veya uğur getirdiğine inanılan tabiat veya insan eseri olan nesnelerin tamamını içine alır. Tılsımları insanlar bizzat kendileri üzerlerinde taşıyabilecekleri gibi, tesirli olması istenen arazi, dam çatısı, vb. yerlerde de saklayabilirler. İnsan yapısı tılsımlar, daha çok hayvan veya eşyaların küçük modelleriyle, üzerinde dinî yazılar bulunan madalyonlar ve yazılı kâğıtlardan oluşur. Bazı metal ve muskaların tılsım için kullanıldığı da oldukça yaygın uygulamadır. İnanışa göre tılsımların etkili olabilmesi, tabiattaki bazı güçlerle ilişki kurulmasına ve uğurlu bir zamanda dinî törenle yapılmasına bağlıdır.

  • aşk tılsımı

  • korunma tılsımı

  • başarılı olma tılsımı

  • bitkisel tılsımlar

  • hayvansal tılsımlar

  • bağlama tılsımı

  • soğutma tılsımı

  • kısmet açma tılsımı

  • büyü bozma tılsımı

EBCED HESABI

   “Ebced” kelimesi, Arap alfabesindeki harflerin kolay ezberlenebilmesi için, harflerin birleştirilmesiyle meydana gelen 8 anlamsız kelimenin ilkidir. Ebced, ilk kelimenin adı olduğu gibi, aynı zamanda diğer kelimelerin tümünün de adıdır. Yani ebced, eski alfabeye verilen addır. “Abcad, ebicad, ebiced ve abucad” da denmesine rağmen tutunmuş şekli ebcedir. 8 anlamsız kelime soldan sağa doğru şöyle sıralanır: Ebced, Hevvez, Hutti, Kelemen, Sa’fas, Karaşet, Sehaz ve Zazağ. Son kelime “Zazığlen” veya “Zazağlen” şeklinde de okunmuştur. Ebcedin menşei hakkında çok şeyler söylenmiştir. Bunların pek çoğu rivayetlerden oluşmaktadır. Alfabeyi oluşturan 8 kelimenin ilk 6’sının Medyen ülkesinin krallarının adları olduğu; 6 şeytanın adı olduğu; haftanın günlerinin her birinin adı olduğu; ilâhî isimlerin baş harfleri olduğu; Hz. Adem ‘in cennetten kovuluşunun evreleri olduğu; İlâhî emirleri ve yasakları verdiği; Pers hükümdarı Sâbûr’un çocuklarının adları olduğu vs. gibi birbirinden farklı rivayet ve yorumlara konuyla ilgili kaynaklarda sıkça rastlanmaktadır. Bunun yanı sıra ebcedi dinî motiflerle açıklayan kaynaklar da vardır.

      Ebcedin en büyük özelliği “Ebced hesabı” adı verilen bir işlemde kullanılmasıdır. Buna göre, ebced ifadesindeki her harfin bir sayı değeri vardır ve bu değerlerden istifadeyle bir çok konuda pek çok işlemler yapılmıştır. İşte bunların her birine bu hesabın adı verilir. Ebced alfabe düzeninin harfleri 1’den 9’a, 10’dan 90’a, 100’den 1000’e doğru numaralandırılır.

     Ayrıca bu alfabede gözükmeyen “pe” harfi “be ” gibi, “çe” harfi de “cim” gibi kabul edilerek onların sayı değerlerini alır. Eskilerin “hisâb el-cümel” dedikleri, ebced hesabının 4 çeşidi vardır: “Büyük”, “en büyük”, “küçük” ve “en küçük” ebced hesabı. Yukarıdaki tablo, eskiden büyük ebced (cümel-i kebîr) olarak ele alınmış, ama bugün küçük ebced (cümelsağir)olarak değerlendirilmektedir.               Kullanıldığı Yerler Ebced alfabe düzeninde her bir harfin bir rakama tekâbül etmesi keyfiyeti, Türk-İslâm kültüründe, hemen hemen her sahaya yayılan bir kullanımı ortaya koymuştur. Rakamla ifâde edilecek şeyler yazıyla, yazıyla ifâde edilecek şeyler de rakamla sembolize edilir olmuştur. Kullanıldığı yerler kısaca şöyle sıralanabilir:

        Günlük ihtiyaçlarda :

Özel notlar ve ticarî ilişkilerde kullanılmıştır. Meselâ: 100 akçe alacağı olan birisi alacaklı olduğu kişiye bir kağıt üzerinde bir kaf harfi yazıp gönderince hem alacağını istemiş, hem de konuyu aracıdan saklamış oluyordu.

      İsim sembolü olarak :

İki veya daha fazla kelimenin sayı değerlerinin aynı olmasından istifadeyle birini söylemekle diğeri kastedilmiş kabul edilerek halk arasında kullanıla gelmiştir. Meselâ: “Muhammed” kelimesi 92’dir. “Aman’ kelimesi de 92’dir. “Mevlevî” kelimesi de 92′ ettiğinden bu kavramlar arasında bir alaka kurulmuştur.

       En meşhurlarından biri şudur :

Aman lafzı senin ism-i şerîfinle müsavidir Anınçin aşıkın zikri amandır ya Resulullah .Keza bu konuda ilim = amel = say kelimelerinin sayı değeri 140’dır. Hem sayı değeri itibariyle hem de anlamca aralarında bir irtibat vardır. Hilâl, lâle ve Allah lafzı da sayı değeri bakımından 66 etmektedir. Bu husustan dolayı kültürümüzde hilâl ve lâleye daha özel bir yer verilmiştir.

      Çocuğa isim verilirken :

Doğum tarihinin bir kelime veya bir, iki isimle belirlenmesidir. Hangi isimler çocuğun doğduğu seneyi ebced hesabıyla verirse, o isimlerden biri çocuğa verilmiştir. Meselâ: H. 1311’de doğan çocuğa “Mahmud Bahtiyar”, “Süleyman Hurşid”, “Yusuf Mazhari’, “Ömer Rıza” ve “Recep Servet” gibi isimlerden biri verilebilir. Çünkü bunların her biri 1311 etmektedir.

       Kitap ve Makalelerde :

Eskiden kitapların önsöz, giriş, takdim sayfaları ile numara almayan sayfalar hep ebced alfabesine göre numaralandırılmıştır. Kitapların ay ve sene kayıtları, yazı bölümleri ve madde başlıkları hep ebced düzenine göre tanzim edilmiştir.

       Resmi devlet kayıtlarında :

Devlet arşivlerinde yer alan birçok resmî belgeler, tutanaklar, fezleke ve mazbatalar, tarihler başta olmak üzere vak’anüvis kayıtları, vakıf kayıtları ile sayım ve envanter hesapları hep bu hesaba göre tanzim edilmiştir.

       İlimlerde :

Fizik, matematik, geometri ve astronomide sıkça kullanılmıştır. “Sa’fas” kelimesinin harfleri kullanılmıştır. Astronomide büyük rakamlar “ğayn” harfinin birkaç tekrarı ile de sağlanabilmiştir. Ebced hesabı, musikide de kullanılmıştır. Buna göre sesler ve perdeleri ebced alfabe düzeninden istifade edilerek oluşturulan bir “ebced notası” ile belirlenmiştir. Bu hesabın en çok kullanıldığı yerlerden biri hiç şüphesiz mimarlık tır. Özellikle Mimar Sinan, eserlerinde, boyutların modüler düzeninde çok sık kullanılmıştır. Temeli İslâmi kavramlardan oluşan bu hususa birkaç misal verelim: Süleymaniyede zeminden kubbe üzengi seviyesi 45, kubbe alemi 66 arşın yüksekliktedir. Ebced’e göre “Âdem’ 45, “Allah” lafzı da 66 etmektedir. Yine Selimiye’de de kubbeyi taşıyan 8 ayağın merkezlerinden geçen dairenin çapı 45 arşındır. Kubbe kenarı zeminden 45, minare alemi buradan itibaren 66 arşındır. Süleymaniye ve Selimiye’nin görünen silüetleri 92 arşındır ki, bu da “Muhammed” kelimesinin karşılığıdır.

      Cifr ve Vefk ilimlerinde :

Ebced hesabı ayrıca cifr, vefk gibi ilimlerde, astrolojide, define aramada da kullanılmıştır.

      Tasavvuf ve Din ilimlerinde :

Ebced hesabının tasavvuf ve din ilimlerinde kullanıldığına şahit olmaktayız. Özellikle “Kelime-i Tevhid” veya “Esmâ-i Hüsn”a”dan bir ismin kaç aded zikr edileceği ebced tablosuna göre tayin edilir. Kur’an tefsirlerinde ve hatta Kadir gecesinin tayininde de ebcedin kullanıldığını bilmekteyiz.

     Tarih düşürmede :

Ebced hesabının en fazla en fazla kullanıldığı yer hiç şüphesiz tarih düşürmedir. Bunun için o olayın tarihini verecek ustalıklı bir kelime veya mısra söylenir ki, hesaplandığında o olayın tarihi ortaya çıkar. İşte “tarih düşürme sanatı” adı verilen bu sanat divan edebiyatı boyunca kullanılmış ve bütün kültür varlıklarımızın kitabelerinde yer almıştır.

 Eski ve gelecek olayların tarihlerini bulmada :

Özellikle Kuran-ı Kerim ve hadislerden yapılan çalışmalarla geçmiş ve gelecek olaylara ait tahminler yapılmıştır. İstanbulun Fethinin “beldetun tayyibetun…” cümlesinden çıkartılması gibi. 

BÜYÜ NEDİR?

    Büyü, insan iradesine tesir etmek, insan iradesini değiştirmek, yönlendirmek, insan zihninde negatif vesvese uyandırmak, fikirlere tesir etmek, insan fizyolojisine tesir etmek, iş bozmak gibi meselelerde kullanılan temelinde cin denilen enerji varlıkların, varlığı ile yapılan geçici veya kalıcı etkidir.

   Büyünün Yapılış Amacı Büyü, çok çeşitli amaçlar için yapılan uygulama olduğundan

esasında çok kısa bir konu değildir; ama ben burada büyüyü güncel yönleriyle sizlere anlatmaya çalışacağım.

     Büyü yapıldığı niyetlerle alakalı olarak büyü yapılan kişiyi etkileyecek olursa kişinin iradesinde, kararlarında ve hatta hayatında değişiklik başlar. Genellikle kötü niyetli büyülerde büyü yapılan kişinin psikolojisi, çevresi, işi yani hayatı kötü yönde etkilenir. Ve her şey tam bir muamma halini alır. Eğer ki kişi üzerine yapılmış büyünün varlığını anlayamaz ve o büyü ile yaşarsa hayatında bir şeyler kötü ve eksik olur. Büyü yapılan kişi genelde değişken kişilikli iyiyi kötü, kötüyü iyi gören bir çok konuda sağlıklı karar veremeyen bir insan haline gelir. Ve genelde büyülenen insanlar büyünün etkisindendir ki, hem yardım almayı istemezler, hemde kendilerine yardım etmek isteyenlere sert çıkışlar yaparlar. Genelde bana birşey olmaz beni büyü tutmaz diye kibirlenen insanlarda büyüye fazlaca rastlanılır.

   Çünkü büyüyle musallat olan şeytani varlıklar kendi mekanizmalarını tehdit edecek yani onları bozacak pozitif enerjiyle karşılaşmamak için büyülediği kişinin zihninde bu ve buna benzer fikirleri uyandırırlar. Bu fikirlerle hareket eden kişi kendilerini etkileyen varlıkların tam tesirine girdiğinde onların uzun süre yaşamalarına izin vermiş olurlar.
                          Büyü Zamanı

    Büyüler kısa dönemli, uzun süreli ve ömürlük olarak üç zamanlıktır.

     Kısa dönemli olanlar, bir zaman sonra kendiliğinden iptal olur.

      Uzun zamanlı olanlar, çok uzun bir süre insan hayatını olumsuz yönde etkiler zorlaştırır.

         Ömürlüklere gelince onlar; karşı kuvvetle yok edilmedikleri sürece yani ilahi güçle bedenden çıkarılmadıkları sürece bir insanın ömür boyunca hayatının mahvolmasına sebeb olur.
                  Büyü Nasıl Etki Eder?

     Emin olun ki , büyü cinlerle yapılan metafizik bir oyundur , karanlık oyun. Ve yine emin olun ki, şeytan cinlerdendir meleklerden değil. Bunu ben değil kutsal kitap söylüyor.               İnsan iradesiyle yaşayan ve karar veren bir varlıktır.

     Şeytan ise , kıyamete kadar mühlet verilmiş olan cinlerdir. Şeytan insanlardan da olur cinlerden de. Bakın dikkat edin. İnsan iradesi ve kıyamete kadar yeryüzünde mühlet verilmiş bir varlık. Peki büyü neydi? İnsan iradesine musallat edilen şeytani varlıklar. Her aklı olan insan bu gerçeklerden anlayacaktır ki, büyü denilen şey vardır ve insan hayatını olumsuz yönde etkileyebilir. Ve kıyamete kadar mühlet verilen şeytanla beraber büyüde varlığını devam ettirecektir.

              ÜZERIMDE BÜYÜ VAR MI?

  • Büyüler Belirli Sınıflarla Gruplanmıstır:

  • Secere (Aileden Gelen Geçmişten Etki…)

  • Çapraz ( Bir Kisiyi Birden fazla farklı noktalardan yapılan )

  • Mender ( Ayrılığına Yönelik çok güçlüdür…)

  • Zilhar ( Basit ama kişiyi iç sıkıntısını artiran tarz..)

  • Burma ( Neye el atsa kurusun iflas etsin…)

  • Hahame ( İncil ve tevrat tan faydalanılır bir haham yada papazdan faydalanılır etkisi güçlü tarzları barındırır. Halk arasında Papaz Büyüsü de denir)

  • Sereme ( Yıldız düşürmek ruhu hapsetmek için yapılır)

  • Cannile ( Cin musallat etmek için yapılır..)

  • Pindar ( Hayvan sakadatıyla yapılan hastalık felç büyü tarzlarını içerir.)

  • Kırca ( Aile de Anneyi babayı kardeşleri birbirine düşürme …)

  • Elamme (Korku Hiper panik Karabasan v.b için Genelde Savaşlarda ordulara karşı kullanılmıştır…)

  • Daha Yüzlerce Büyü için bunlar Kategorize edilmiş ve adlandırılmıştır.)

  1. Askta Her şey çok iyi güzel giderken birden bıçak gibi ilişkiniz kesildi ise!

  2. İşinizde Başarılısınız fakat ne yaparsanız yapın Düşündüğünüzün olması gereken olumlu sonuçları maddi olarak alamıyorsanız.!

  3. Esiniz Artık size dokunmak hatta görmek dahi istemiyor Sizi Şeytan gibi görüyor yada Eski ilgisi ve davranışları tamamen değiştiyse .!

  4. Mutlu ve Huzurlu olamıyorsanız sürekli bas ağrısı, iç sıkıntısı, ani panik ataklar, Şüphecilik, yalnızlık hissi, kimseye güvenememe, uyku düzensizliği, banyoda gözleriniz kapalı tutmaktan korkma …

                     Hanımların Şikâyetleri;

 

  1. Ümmüs sübyan.. (kadınların korkulu rüyası) hamilelik döneminde çocuğun henüz ceninlik aşamasında oluşmasını önleyen durum, hamile kalamamak..

  2. Nişanlılıkta başlayan,bazen evliliğe kadar bazen de evlilikten sonra da devam edebilen ağlamalar, boğucu sıkıntılar, bayılma ve baygınlık turu kendinden geçmeler, kabuslu rüyalar, korkmalar, yalnız kalamamaklar, hayal görmeler…

  3. Loğusalık döneminde irkilmeler , korkmalar , ani bayılmalar , ağlamalar…

  4. Nişanlı yada evli iken, esiyle hiç bir sorunu olmadığı halde gördüğü bir insana karşı (tanısın, tanımasın) karşı inanılmaz duygu ve istekle bağlanmak, yada bağlandığını zannetmek.. Bu sorun evli ve nişanlı olmayan insanlarda da gözlenmekle beraber onların Yıldırım aşkı tanımlaması fazla üzerinde durmamalarını sağlıyor…

  5. Rüyada tecavüze uğradığını sanmak.. (kalktığında ise tecavüzün bir çok belirtisini görüp, o yorgunluğu hissetmek)

      Erkek ve hanımların müşterek şikâyetleri;

 

  1. Ani bayılmalar…

  2. Sonradan oluşan kekemelikler…

  3. Bir turlu temizlendiğine inanmadığımız uzuvlarımız.(eller ve ayaklar gibi)

  4. Sara turu rahatsızlıklar…

  5. Nişan ve Evlilik teşebbüslerindeki başarısızlıklar , yada hiç o aşamaya gelememek (Kısmetin bağlı olması)

  6. Cinsel isteksizlik(normal yaslarda olunmasına rağmen gücün azalması yada bitmesi)

  7. Uykusuzluk.. (Bir turlu uyuyamamak, yada uykuya doyamamak)

  8. Eşlerin birbirlerinden soğuması ve nefrete donen ilişkiler (aslında hiç bir gerekte yokken)

  9. Eslerin birbirlerini aldattığı varsayımları.. (kendi kendilerini yiyip bitiren, rahatsız edici kıskançlıklar)

  10. Ani ve aşırı korkmalar

  11. İnsan tipinden farklı değişik ve korkunç kişiler görmek yada gördüğünü hissetmek…

  12. Aynı rüyayı yada kabusu peş peşe görmek ve etkisinden kurtulamamak…daha sayabileceğim pek çok Rahatsız edici huzur bozucu Halleriniz irade dışı davranışlarınız varsa mutlaka , Ebced’i depna ya baktırınız. Erken Teşhis sizi her zaman Hayatınızın bir daha geri dönüşü olmayan yollara girmesine daha başında fark ettirip engelleyebilir. Ebced’i depna şeytanın hiç sevmediği bir kelimedir.

  Büyü veya sihir insanların doğa üstü, paranormal veya mistik yöntemlerle doğal dünyayı (olayları, nesneleri, insanları) etkileyebildiğini öne süren uygulamalar ve bunların çevresinde oluşturulan kültürel sistem.

    Popüler kültürde sık rastlanılan büyü yapma yöntemleri arasında; çeşitli malzemelerden karışımlar hazırlama, büyülü sözcükler söyleme veya hareketler yapma, büyülü yazılar veya semboller çizme, sihirli değnek gibi araçlar kullanma, belirli bir kişiyi sembolize eden kuklalar kullanma, kan veya hayvan yağı kullanma sayılabilir. Büyüler zengin, sağlıklı veya başarılı olmak, birine yardım etmek gibi iyi amaçlarla veya birini cezalandırmak gibi kötü amaçlarla da icra edilebilir.

 Büyü ile uğraşan kişiler büyücü ya da sihirbaz olarak tanımlanır. Günümüzde “sihirbazlık” sözcüğü sıklıkla bir sahne sanatı olan “hokkabazlıkla” eşanlamlı kullanılır ve bu alanda kullanımı herhangi bir doğaüstü anlam içermez. Ortaçağda din adamı, mezarcı, şifacı, demirci gibi bazı meslek sahiplerinin ve bedensel ya da ruhsal engeli olanların büyücülükle uğraştığı düşünülürdü.                           Günümüzde halen, bazı engellilerin büyü yapma veya ruh çağırma seansları esnasında doğaüstü güçler tarafından cezalandırıldığı  (çarpıldığı) inancına bazı toplumlarda rastlanılır.

     İnsanoğlunun büyüye olan inancı antik çağlardan günümüze gitgide azalmıştır. Günümüzde büyünün tüm çeşitleri modern bilim tarafından reddedilir ancak büyüye olan inanca bazı dinlerde ve akımlarda halen rastlanılır.

   Büyü yapmakta amaç; bilinmezliğin kapılarını zorlamak, yaradılışın, hayat ve ölümün sırlarını çözmek, doğaüstü güçlere hükmetmektir onlar üzerinde hakim olmaktır.

    Genel olarak büyü hakkında özellikle internet ortamında yazılan pek çok yanlış haberlere şahit olmaktayız, oysa büyüler hakkında bilinmesi gereken gerçek bilgiler hiç bir zaman gerçek manada açıklanmamaktadır.           Büyünün tarihi çok eski yıllara dayanır ve günümüze kadar uzanır. Büyü nedir? büyü nasıl yapılır, büyünün çeşitleri nelerdir?

    Eminim bu konu hakkında merakta olanların kafasından geçen sorular bunlardır. Büyü gerçekte var olan ama herkesin yapamayacağı ilminin yetişmeyeceği bir gerçektir. Bazı insanlar bana yazıyorlar  hocam ben başka bir hocaya büyü yaptırdım ama tutmadı diye.

Büyünün fiilen var olduğu kesin bir gerçektir. Kimi ilim adamları, büyüyü tamamen reddettikleri için, büyüye de etkilerine de inanmamaktadırlar. Büyü tarihi incelendiği zaman, büyüye başvuranların her zaman iki grupta toplandığı görülür. İlk grup ” her şeye sahip olanlar”, ikinci grup ” hiçbir şeye sahip olanlar” dır. Din gibi büyünün de temelinde insanı aşan, doğaüstü bir güç yatar.

      Yukarıda bahsettiğimiz hususlarda yardıma ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız bizi arayınız.

tılsım
ebced hesabı
büyü nedir
Sakin Gölü

GİZLİ İLİMLER

  • Gizli İlimler tabiri, İslam kültür geleneğinde el-ulûmü’l-hafiyye olarak anılan disiplinleri ifade etmektedir.

  • Bu disiplinler genellikle, büyü, kehanet, fal, astroloji, huruf ilmi, ebced ilmi, vefk ilmi, fizyonomi, tarot… gibi geleneksel kültürlerde sık rastlanan bilgi alanlarından oluşmaktadır.

    Ancak bu alanlara duyulan ilginin modern toplumlarda da devam ettiği ve hatta teknik ve araçlar düzeyinde modernleştirildiği de gözlenmektedir.

    Söz gelişi, astroloji alanına ait uygulamalar tamamen kompütarize edilmiş durumdadır. Buna paralel olarak astrofizikte göz alıcı başarıların kaydedildiği çağımızda astrolojiye duyulan kitlesel ilgi gözler önündedir.

    Ancak geleneksel gizli ilimlerin hem din hem de bilim ile ilgili tartışmalı yönleri de gündemden hiç düşmemektedir.

    Bir çok insan bize soruyorlar İlimin Gizlisi mi olur diye…

    Bilim her şeyi açıklarmış. Ortaya serermiş. İlim niye gizliymiş.

    Her doğru her yerde söylenmez diye bir şey vardır. Söylendiğinde insan fıtratına ve karakterine bağlı olarak kötü yönde kullanılması ihtimali vardır.

    Atom bombasının nasıl yapıldığı ve sırları hert yerde yazıyor herkes tarafından biliniyormu?
    İnsan DNA sının haritasının nerede ve nasıl çıkarıldığını kim kaç kişi bilir. Yada bir ilacın muhteviyatının oluşumunu kaç kişi bilir , Uzayda seyahat eden mekiklerin ,uyduların, cihazların elektronik programları kamu oyuna ve herkesin bilgisine sunulurmu?

    Bu gün coca cola nın karışımı dahi neredeyse dünyanın en büyük sırrı gibi saklanırken.
    Hani bilim her şeyi açıklardı.

    Kısacası endüstri yani bilim casusuluğuna karşı alınan tüm bu önlemler gücü (bilimsel gücü ) kendisinde bulunduranların bu sırrı saklama çabalarından başka bir şey değildir..

    İnsanların büyük bir çoğunluğu çevrelerinde gizli güçlerin bulunduğunu, sır dolu bilgi kaynaklarının olduğunu, kendi içlerinde açığa çıkmamış güçler taşıdıklarını ve bunlara benzer birçok özellikler içeren olguları hissetmişlerdir.

    Büyücülük, Maji, simya ve buna benzer konuları kapsayan gizli bilimler, insanın bir çeşit başka bir dünyaya ilişkin inançlarını ve orası ile iletişim kurmaya çalıştığı araçları ele alır.

    İnsanların gizli bilgilere olan inançları bilimin ilerlemesi ile değişmiş, toplumdan topluma farklılıklar göstermiştir.

    Bir örnek buraya dikkat…

    Bilim, elmanın ağaçtan düşüşünü yerçekimi ile açıklar. O elmanın ağacın altından geçen belirli bir insanın, bir başkasının değil ille de o insanın başına düştüğünün açıklamasına girişmez.

    Gizli bilimler, olayların bilimsel açıklamaları ile ilgilenmezler. Olaylar üzerine kehanette bulunmakla onları önlemek veya teşvik etmekle uğraşırlar.

MEDYUM KİMDİR ?

  • Medyumlar, ruhsal amaçlar için kullanılırlar. Fizik ve eterik dünyalar arasında bağ görevi görürler yani, ruh yada öte alem ile haberleşmeyi sağlayan kimselerdir. Her yanımızdan enerjiyle çevriliyiz. Bu enerji fizik plandan ayrılmış olanların düşüncelerini ve işlerini içinde bulundurmaktadır.

  • Trans halinde bulunan bir medyum işte bu radyasyonları alabilecek durumdadır. Bu radyasyonları değişik mesajlar şeklinde biz bedenlilere iletebilmektedir.
    Trans durumundaki bir medyum evrensel eterdeki etkileri alarak sözlü, yazılı veya hareketlerle fizik dünyadakilere anlatır.

  • Mantal ve fiziksel olmak üzere 2 çeşit medyum vardır. Mantal medyum, trans halindeyken bedenini ruhsal kullanıma sunar. Fizik medyum ise,müzik,resim de dahil olmak üzere elleri ve kollarıyla pek çok şey sergiler.

  • Bazı medyumlar ilettikleri haberin daha açık olması için kristal küre,fincan,şahsın avuç içi gibi araçlar kullanabilirler.

  • Parapsikologlar medyumluk yeteneğinin,evrensel eterden yansıyan tesirlerin algılanmasıyla bağlantılı olarak,gayrı-şuurdaki güçlerin bir sonucu olduğunu söylerler.
    Fizik alemde bulunan fanilerin koruyucuları ve rehberleri olarak kabul edilen eterik varlıklar ‘ruhsal rehberlerdir’.

  • Bu bedensiz rehber varlıklarla ilgili genel teori şudur: Bedeniyle bağlantısını kesen bir ruh, bedensiz yaşamına, görülmeyen alemde yada başka bir boyutta devam eder.Medyumlar bu varlıklarla bağlantı kurar.

  • Genellikle medyumlar bazı trans hallerinde başka bir kişiliğe bürünerek(kimi zaman bilmediği bir dilden de konuşarak)bilgi verebilir.Bu gibi durumlarda gözlemlere göre,medyumun sesinden başka yüz hatları bile değişir.Trans halinin çeşitli seviyeleri vardır.

  • Hafif transta medyum ne yaptığının bilincindedir.Kısmi transta medyum şuuraltından gelen emirlere boyun eğme eğilimindedir ve fonksiyonlar otomatiktir. Otomatik yazıyla ilgili ilginç bir husus da,bir çok otomatik yazı medyumunun uzun çalışma ve yazdıklarını analizden sonra bunların kendi şuur altlarının ürünü olduğunu anlamaları olmuştur.

  • Özellikle sağlıkla,önemli doğum günleri ve yıldönümleriyle ilgili haberler bu türdendir.Kuşkusuz bunların arasında doğrudan doğruya bedensiz bir varlıktan verilmiş bulunanlar da yok değildir.

  • Medyumlar,beşer üstü bir kaynaktan gelen tesirlere aracılık yapan güçlü bir radyasyon ileticisinden başka bir şey değildir.
    Rehber varlıklarımız bize hayatımızın sonuna kadar koruma ve yardım amacıyla rehberlik etmektedirler.

  • Hayatımız boyunca bedenli oldukları zamanlarda bize yardım edenlerin,bedensiz hale geçtikleri zaman da bu ilgilerini sürdüreceklerini kabul etmek hiç de zor değildir.

  • Bilindiği üzere aşk ve bağlama üzerine birçok farklı işlemi yapıp aynı zamanda manevi yol gösterici görevi üstlenmektedirler. İyi ve doğru seçilen bir medyum ile çalışma yapmak insanların hayatlarında karşılarına çıkan fırsatları değerlendirebilmek için kaçırılmayacak bir imkândır. Tabi ki bunun için yapılması gereken en güzel şey dürüst olmak ve dürüst olduğuna inanılan bir medyumla çalışmaktır. Bir üstadın dizi dibinde yetişmiş ve geleneğe saygılı bir medyumla çalışmak en güvenilir olanıdır. Bilmeliyiz ki diploma olmadan doktor olunamayacağı gibi yani tıp fakültesi okumadan tıp biliminde üstad olunamayacağı gibi, icazet alıp ilimi tahsil edilmeden de kimse medyum olamaz.

  • Spiritüalizm sözlüklerinde “dünyadaki bedenini terk etmiş ruhlarla irtibat kurarak onlardan aldıkları tesirleri çeşitli tezahürler halinde dünyaya yansıtan, psişik bakımdan duyarlı (hassas) kimselere (zihinsel medyumlar) veya herhangi bir ruhsal irtibat söz konusu olmaksızın paranormal fenomenler ortaya koyabilen özel yeteneklere sahip kimselere (fiziksel medyumlar) verilen ad” olarak tanımlanır. Bu tanımdan da anlaşılabileceği gibi bir medyumun paranormal bir fenomen ortaya koymasında medyumun ruhundan başka bir ruhun var olması şart değildir. Yani medyumun ruhundan başka bir ruhun söz konusu olmadığı medyumnik tezahürlerin de olduğuna inanılır.

  • Spiritüalist anlayışa göre, medyumluk yeteneğine sahip olmak bir hüner değildir ve spiritüalist etik anlayışına göre, kişinin bu yeteneğini asla yanlış yollarda veya çıkar amacıyla kullanmaması gerekir.

  • Neo-spiritüalist terminolojide medyumluk yalnızca psişik duyarlı olmaktan ibaret değildir; medyum, medyumluk hakkında yeterince, görgü, bilgi ve deneyime sahip olmasının yanı sıra, medyumluğun gereklerini, vazifelerini, sorumluluklarını yeterince bilen ve uygulayan kimseye denir. Üstelik, medyumun gereken niteliklere sahip olması da yeterli değildir; o niteliklere medyumu transa sokan ve yönlendiren operatörün de sahip olması gerekir.

gizli ilimler
medyum kimdir
bottom of page